Sayfalar

arkeolojik tahribat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arkeolojik tahribat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2011 Cuma

Vandalizm Ve Kültür Varlıklarımız...


 
 Adamkayalar'da Tahribat





Prof. Dr. Mustafa Şahin

Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı

Vandallık veya akım olarak Vandalizm, bilerek ve isteyerek, kişiye yada kamuya ait bir mala, araca, ürüne veya sanat eserine zarar verme eylemidir.

Vandal, kırma, parçalama, yok etme, kesme, yakıcı madde atma, boya atma yoluyla sonucunu bilerek, başkasının yada kamunun sahiplendiği, önemsediği ve değerli bulduğu okul araç-gereci, toplu taşım araçları, müzede sergilenen veya açık alanda bulunan bir kültür varlığı, resim galerisindeki bir tabloya zarar verir.

Kelime anlamı kırıp-geçirmek olan vandalizm, psikiyatrlar tarafından anti sosyal kişilik bozukluğu olarak tanımlanmıştır. Özellikle sosyoekonomik düzeyi düşük erkek bireylerde daha sık görülmektedir.

Bu terim ilk olarak Fransız Devrimi sırasında bir din adamı olan Henri Grégoire tarafından, Cumhuriyet Ordusu'nun bazı davranışlarını, İ.S. 455 yılında Roma'yı yağmalayan German soyundan gelen Vandallarla benzerlik kurması ile ortaya çıkmıştır.

Konu kültür varlıkları olduğu için vandalizm bu başlık altında değerlendirilecektir. İnsanlığın ilk ortaya çıkışından günümüze kadar kesintisiz bir şekilde uygarlığın bütün izlerini bünyesinde bulunduran yurdumuzda, ne yazık ki, sonradan görme mirasyedi gibi davranılarak kültür varlıklarımıza geri dönülmesi imkansız zararlar verilmektedir.

Kültür varlıklarımız taşınabilir veya taşınamaz olarak iki gruba ayrılmaktadır. Taşınabilir olanlar, bulundukları anda ilgili müzelere götürüldükleri için koruma altına alınabilme şansına sahiptirler. Vandalizm açısından asıl risk unsurunu taşınamaz olarak nitelendirilen ve bulundukları yerde korunması gereken kültür varlıklarımız taşımaktadır.

Yukarıdaki tanımda da anlaşılabileceği gibi, Vandalizm, masum bir eylem olmayıp, bilerek ve isteyerek zarar vermektir. Taşınmaz kültür varlılarımız açısından en büyük tehlike kontrolsüz bir şekilde arazide dolaşan ve
defineci olarak tanımlanan kişilerdir. Bunların amacı eşsiz değere sahip olan kültür mirasımızı, ne şekilde olursa olsun bulmak ve çıkartmaktır. Bu amaçla buldukları veya bulduklarını zannettikleri eserlere ulaşmak konusunda herhangi bir engel tanımazlar ve amaca ulaşan her yolu mubah kabul ederler. Bundan dolayı da arkalarında her zaman büyük bir tahribat bırakırlar.

Arazide serseri mayın gibi başıboş dolaşan defineci için, üzerinde herhangi bir nedenle işlenmiş kabartma bulunan kaya kütlesi, içinde büyük hazine barındıran doğal bir kasaya işaret etmektedir! Hazineye ulaşmanın tek yolu da, kabartmayı ortadan kaldırmaktır. Günümüz teknolojisi ile bile bir kayayı ortadan ikiye ayırarak, içine hazine sakladıktan sonra parçaları tekrar birbirine yapıştırmak mümkün değildir. Tam anlamıyla cehaletten kaynaklanan bu yanlış kanı sonucunda her yıl onlarca kaya anıtımız, ne acıdır ki, dinamitle uçurularak yok edilmektedir.

Bu konuyu daha iyi anlaşılabilmesi için iki örnekle açıklamak istiyoruz. 2006 yılında İznik ve çevresinde yaptığımız incelemeler esnasında define ile uzaktan yakından herhangi bir ilgisi bulunamayan bir kaya mezarının dinamitle uçurularak parçalandığını tespit ettik.


Bir diğer örnekte ise antik çağın mitolojik kahramanlardan birisi olan Herakles yer almaktadır.

Kabartmaya yakından bakıldığında göbeğine matkapla açılan bir dinamit lokumu deliği dikkat çekmektedir.


Diğer bir ifade ile yöre kültür ve turizmine eşsiz katkı sağlayacak bu görkemli anıt, kabartmanın altında define var düşüncesi ile uçurularak yok edileceği günü beklemektedir. Belki de, geçen bir yıllık süre zarfında çoktan yok edilmiştir. Yukarda da vurguladığımız gibi, günümüz teknolojisi ile bile bir kaya kütlesinin içerisine hazine gizlemek mümkün değildir.

Bu örnekler belki defineci olarak adlandırılan bireylerin, anti sosyal kişilik bozukluğuna sahip oldukları ve sosyoekonomik düzeylerinin düşük olması gibi nedenler ile açıklanabilir. Bu tür insanların normalleştirilmesi konusunda uygulanacak yöntem bellidir. Bu fertlerin çeşitli projelerle gelir durumlarını düzeltmek belki
defineci Vandalların ortadan kalkmasında önemli rol oynayacaktır.

Ancak asıl büyük tehlike hali vakti yerinde olan vandallardır. Bunlar hem sosyoekonomik açıdan iyi durumda, hem de önemli mevkilerde bulunabilmektedirler. Bu nedenle de mücadele etmek gerçekten çok zordur. Genellikle ranta dayalı olan eylemleri, yine çoğunlukla kültür varlıklarımız üzerinde geri dönüşü olmayan tahribata neden olabilmektedir. Bunun için sadece çevremize bakmak veya gazetelere göz atmak yeterli olacaktır.

26 Mart 2007 tarihli Akşam Gazetesi
nden Erdinç Akkoyunlunun bir haberi: Mimar Sinanın ünlü Rüstem Paşa Camii büyük bir cehaletin kurbanı olmak üzere. Caminin altında bulunan dükkânlara kaçak bodrum katı yapılıyor. Özel mülkiyet olduğu için de müdahale edilemiyor.

Kanuni Sultan Süleyman
ın Sadrazamı Rüstem Paşa tarafından 1561 yılında Mimar Sinana yaptırılan çinileriyle ünlü cami, alt tarafta bulunan dükkan sahiplerinin vurdum duymazlığı nedeniyle yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya.

Ünlü haber dergisi Newsweek tarafından bir süre önce
Avrupanın en güzel camii ilan edilen Eminönündeki Rüstem Paşa Camiinin altındaki dükkânlara yapılan kaçak bodrum katları tarihi yapının temellerine zarar veriyor. Diğer bir ifade ile hali vakti yerinde olan vandallar, bulundukları mekanı biraz daha genişleterek kendilerine menfaat sağlamak düşüncesi ile tarihi caminin temellerini fütursuzca oymaktadırlar.

Yukarıda sırlanan örnekleri artırmak elbette mümkündür. Kanımızca, bu güne kadar artık olan olmuştur. Bundan sonra bir milat belirleyerek, kendi geçmişimizi yok eden ve ülkemiz kültür varlıklarına büyük darbe vuran vandalizm ile mücadele edilmelidir. Bu konuda geriye sadece ders almak açısından bakılmalıdır.






***


 

 

 Mersin'de Adamkayalar Dinamitlendi


Mersin’in Kızkalesi ilçesi Adamkayalar mevkiinde yer alan ve günümüze kadar sağlam bir şekilde gelen on bir adet kabartma, hazine aramak gerekçesiyle dinamit lokumları kullanılarak patlatıldı. Geri dönüşü olmayan bu tahribat, Mersin’in en önemli tarihi eser grubunu yok olmaya sürükledi. Olay, Mersin Üniversitesi Kilikia Arkeolojisini Araştırma Merkezi’nin resmi internet sitesinden duyuruldu. 


  

 

Üniversitemiz Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Murat Durukan konuyla ilgili olarak şunları kaydetti: “Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın kültür mirasına sabotaj yapılmaktadır. Bu tür tahribatlara, gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerde rastlanmaktadır. Buradaki durum, Afganistan’daki Buda kabartmasının Taliban örgütü tarafından bombalanarak tahrip edilmesinden farklı değildir. Bu vandal tutum karşısında duyarsız kalmak, eserlerin kaybedilmesinin yanı sıra ülkemizin ve halkımızın imajına zarar verecektir.”

 


“Her geçen gün artarak devam eden tahribatın önüne geçmek amacıyla, bu mekânda yirmi dört saat bekçi bulundurulması şarttır” diyen Yrd. Doç. Dr. Durukan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu tip kültürel yatırımlar doğrudan ülkemizin prestiji ile ilgili konular olduğu için, masrafların bahane olarak gösterilmesi doğru değildir. Kaldı ki bu ören yeri kısa zamanda kendi masraflarını karşılayabilecek potansiyele sahiptir. Kontrol edilebilir bir giriş mekanı yapılır ve kapıda düşük bir giriş ücreti alınırsa, buraya yapılacak olan yatırım kısa zamanda geri dönecektir. Bununla birlikte Mersin çok özel bir ören yerine sahip olacak, Adamkayalar ülkemizin prestij noktalarından biri haline gelecek ve kentimizin tanıtımında öncelikli yer alacaktır.” 

 
Yrd. Doç. Dr. Durukan, suçluların yakalanmasının güvenlik kuvvetlerine ait bir konu olmakla birlikte, tahrip olan noktaları onarma ve bu durumun tekrarlanmaması için gerekli önlemleri almanın akademik ve bürokratik makamların sorumluluğunda olduğunu belirtti. Sadece Mersin’in değil, tüm Anadolu’nun ve dünyanın en önemli kültürel mirasları arasında yer alan Adamkayalar’da, ilk adım olarak rölyeflerin aslına uygun olarak restore edilmesi gerektiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Durukan, bununla eş zamanlı olarak da Adamkayalar’ın bulunduğu alanda peyzaj çalışması yapılması ve bu mekanın ahşap merdivenler ve korkuluklarla bir ören yeri olarak düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.


Adamkayalar’ın Anlamı Nedir? 

M.Ö. 3. yüzyıldan itibaren yapılmaya başlanmış olan bu eserler, bölgenin antik dönemdeki yöneticilerine (asker-rahip krallar) ve ailelerine aittir. Adamkayalar hem üst düzey yöneticilerin gömüldükleri mezarlık, hem de belli zamanlarda yapılan anma törenleri için bir kült alanıdır. 

Kabartmalar, ölmüş olan önemli kişilerin anılarını yaşatmak üzere, yakınları tarafından yaptırılmıştır. Ölen kişi kimi zaman asker, kimi zaman ise rahip giysileri içinde resmedilmiştir. Ölen kişi bazen tek başına, bazen de çevresinde karısı, çocukları ya da hizmetlilerinin bulunduğu bir ortamda tasvir edilir. Konum olarak derin bir vadinin dik yamacındadır. Söz konusu sanat eserleri, Kızkalesi’ne bakan bu uçurumun yüzeyine işlenmeleri nedeniyle, son derece etkileyici bir görkem kazanmışlardır. 


http://www.mersin.edu.tr/icerik.php?hid=2779 


 



***




Mersin ilimizin en önemli arkeolojik bulgularından ve eşi benzeri olmayan tarihi eserlerindendir Adam kayalar...
 
 Bu arkeolojik mirası dinamitleyen define arayıcılarını şiddetle kınayalım...Takipçileri olalım!
 
M.Ö. 3. yüzyıldan itibaren yapılmaya başlanmış olan bu eserler, bölgenin antik dönemdeki yöneticilerine (asker-rahip krallar) ve ailelerine aittir.
MS.II.yüzyılda Roma dönemine tarihlenen bu kabartmalar dokuz niş içerisine alınmış olup, on bir (11) erkek, dört (4) kadın, iki (2) çocuk ve bir (1) dağ keçisi figürleri kayalara işlenmiştir. Aynı zamanda nişlerin alınlığına da bir Roma kartalı kabartma olarak yapılmıştır.
 
Adamkayalar hem üst düzey yöneticilerin gömüldükleri mezarlık, hem de belli zamanlarda yapılan anma törenleri için bir kült alanıdır. Kabartmalar, ölmüş olan önemli kişilerin anılarını yaşatmak üzere, yakınları tarafından yaptırılmıştır.





27 Aralık 2010 Pazartesi

"Gâvurun Taşı" Değil , Anadolu Mirası!

Arkeolojik Mirasın Korunmasında Bir Zihniyet Değişimi Gerekli! 
Ekte  Basın'dan aktarılan iki  haber özeti yer alıyor.

Bunlar "Arkeolojik Tahribat" veya "Kültürel Mirasın Korunması" gibi ana başlıklar tartışılırken, konuya yaklaşım tarzlarının  ne kadar önem taşıdığını gösteriyorlar.
  
*****************

Basından:


Ali Mavi



Mavi açıklamasında,  “Bu bölgede neredeyse adım başı bir tarihi kent var. Ama bunların çoğu keşfedilmemiş. Literatüre girmemiş. Yöre köylüleri, avcılar ya da Mersinli amatör arkeoloji tutkunları tarafından tesadüfen keşfedilmiş onlarca tarihi kent var. 1989 yılından beri Mersin yöresindeki tarihi kent kalıntılarını geziyoruz, hâlâ bitiremedik ve hâlâ yeni bilgiler geliyor. Ama bu kent kalıntılarıyla ilgili ne bir sarı tabela var, ne bilimsel çalışma yapılmış, ne yazıtları okunmuş. Bu kent kalıntıları kendi kaderine terk edilmiş ve defineciler, yöre köylüler ya da bitki örtüsü tarafından tahrip ediliyor. İnsanlar, köylerindeki antik kent kalıntısından ‘gavurun taşı’ diye söz ediyorlar. Onlara, bu kalıntıların ‘gavurun taşı’ değil, Anadolu’nun, bizim zenginliğimiz olduğunu anlatacağız.” dedi.

Gavurun Taşı Değil, Anadolu Mirası

***

 Basın:
 
HEYKELTIRAŞLAR BULUŞMASI SONA ERDİ

Erdemli Belediyesi ve TÜRKSOY işbirliği içerisinde gerçekleştirilen Türk Cumhuriyetleri heykeltıraşlar buluşması sona erdi. Heykellerin tamamlanmasıyla birlikte onurluk töreni düzenlendi. Törene Erdemli Kaymakamı İbrahim Özefe, Erdemli Belediye Başkan Vekili Mehmet Ali Doğruöz, Kırgızistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Kültür Ataşesi Alima Okeeva, TÜRKSOY Azerbaycan daimi temsilcisi Elçin Gafarlı, Türkmenistan Büyükelçisi Ataşesi Shadurdy Meredov’ın katıldı. Çalışmalarını bitiren sanatçılara onurluk verildi.

Erdemli’de bulunmaktan büyük mutluluk duyduklarını dile getiren heykeltıraşlar, bu tür etkinliklerin her zaman yapılması gerektiğini vurguladılar. Öte yandan Büyükelçilik Ataşeleri ile yapılan görüşmelerde bu tür etkinliklerin artarak devam etmesi gerektiği görüşü hâkim oldu. Özellikle de Türk Kültürünü yansıtan eserlerin kazandırılması gerektiği vurgulanırken, Roma ve Bizans etkisinden kurtulunması gerektiğinin de altı çizildi.



**

silifkekale
Tay Project-13/7/2001 tarihinde çekilmiş bir fotoğraf...






























 Silifke Kalesi'nden  >>>>>  “Silifke Kafesi”ne....

Kalkolitik Çağ’dan Osmanlı Dönemi’ne kadar uzanan bir kültürü barındıran yerleşme ve kale. Silifke Belediyesi, kalenin neredeyse tüm doğu kesimini kaplayan bir kafe/restoran inşaatı sürdürüyor. Çok yakında, kalenin çevresinde ikinci bir kale duvarı oluşacak.


**

 
sirtlanini
TAY Project - 12/7/2001

Sırtlanini Mağarası
(İçel/Silifke/Taşucu)



1956'da Kılıç Kökten tarafından keşfedilmiş bir Paleolitik (Yontma Taş Çağı) Mağara. 
Neler mi olmuş?: 1986 yılında dinamitlenmiş, 1987 yılından itibaren içine çevre binaların kanalizasyonları akıtılmış! 
Aynı yıl mağaranın ağzı molozla doldurulmuş ve...üzerine bir apartman dikilmiş... 
Şimdilik yarım duruyor... 
Bu Yontma Taş Çağı mağarasının adresi bile var artık: 
Cumhuriyet Mahallesi, Fatih Sok., No:13, Taşucu, Silifke...




***
 
cavuslu
TAY Project - 14/7/2001
Çavuşlu Höyük

Neolitik Çağ’dan İlk Tunç Çağı’na kadarki dönemde iskan edilmiş bir höyük. 1970’lerin ortasından itibaren, üzeri parsellenerek imara açılmış. Kurulan mahallenin altında kalarak yoğun tahribata uğramış; kalan kısmına 2001 yılında, iki şeritli bir anayol açılmaya başlanmış. Höyüğün, tahribat öncesinde, şimdiki evlerin yüksekliğinde (yaklaşık 20-25 metre) olduğu söyleniyor.


*



26 Kasım 2010 Cuma

Mersin ve Çevresinde Arkeolojik Tahribat

MERSİN  VE ÇEVRESİNDE ARTAN ARKEOLOJİK ESER TAHRİBATI
 

  Mersin Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu (MART) ve Arkeoloji bölümü çalışmaları...

 

ARKEOLOJİK YOKOLUŞ

EYLEM RAPORU
 
KONU: MERSİN İLİ ERDEMLİ VE SİLİFKE İLÇELERİNE BAĞLI KÖYLERDE ARTAN ARKEOLOJİK ESER TAHRİBATININ NEDENLERİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
 
AMAÇ 

Mersin İli Erdemli ve Silifke İlçelerine bağlı Köylerde son yıllarda artan sulama imkanlarına bağlı olarak yoğun bir tarla açma süreci başlamıştır. Sulama imkanlarının artmasıyla birlikte bölgedeki köylerde başta domates üretimi olmak üzere çok sayıda ürün yetiştirmek için arazi ihtiyacı ortaya çıkmış ve buna bağlı olarak tarla faliyetleri başlamıştır. Ancak bu süreçte, tarla açmak ve arazi elde etmek için arkeolojik alanların tahrip edildiği ve buralardaki arkeolojik mimari eserlerin kaldırılarak bu alanların tarımsal etkinliklerde kullanıldıkları görülmektedir. Bu rapor, mevcut durumu ve gelişmeleri analiz etmek, bunlara yönelik çözüm önerileri üretmek ve ilgili kurumların bu soruna dikkatini çekmek amacıyla hazırlanmıştır.
 
BÖLGENİN TARİHSEL VE BİLİMSEL ÖNEMİ
Belirtilen bölge antik dönemde önemli bir idari ve dini bir alan olarak bilinmektedir ve sahip olduğu arkeolojik eserlerin çokluğu ve zenginliği ile bütün dünyanın ilgisini çekmektedir. Göksu ve Limonlu nehirleri arasında kalan bölge Olba Territoriumu olarak bilinir ve sahip olduğu mimari yapılanması açısından Anadolu'daki ender alanlardan biridir. Bu açıdan bilimsel olarak büyük önem taşımaktadır. Henüz çok tanınmamış olsa da bölgenin turizm açısından da büyük bir potansiyele sahip olduğu ve gerçekleştirilecek çalışmalarla bu potansiyelin kullanılabilir olmasının yakın zamanda sağlanabileceği düşünülmelidir.
 
GÖZLEMLER
Böyle zengin bir kültüre ve tarihsel mirasa sahip bölgenin, doğal kaynak olarak tanımlanabilecek zenginliklerinin tarımsal amaçlar sebep gösterilerek yoğun bir tahribata uğratılması, acil müdahale edilmesi gereken bir durum olarak görülmelidir. Bugün, özellikle zor dağlık arazi koşulları sebebiyle günümüze kadar çok az bir tahribatla gelmiş olan arkeolojik eserler, bir anda tamamiyle ortadan kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu sebeple mevcut durumu görmek ve bir tehlikeyle karşı karşıya kalındığını kabullenerek çözüme yönelik çalışmalar gerçekleştirmek gerekmektedir.
 
Bölge köylerinde görülen sulama imkanlarının artması yeni bir durumdur. Özellikle Erdemli ve köylerinde artan sulama imkanları yoğun bir tahribatı da beraberinde getirmektedir. Silifke köylerinin henüz benzer sulama imkanlarına sahip olmaması tahribatı bir miktar önlese de yakın zamanda, sulama imkanlarının artmasıyla benzer bir sürecin buralarda da yaşanacağı düşünülmelidir.
 
Bölge köylerindeki sulama imkanlarının artması yeni bir durum olmasına karşın arkeolojik eser tahribatının izleri yoğun olarak görülebilmektedir. Bu durumun, eger önüne geçilmezse, önümüzdeki dönemlerde artarak devam edeceği ve bölgenin arkeolojik tahribat açısından Türkiye'nin en sorunlu alanı haline geleceği öngörülmektedir. Bu sebeple olayın başlangıcında müdahale etmek, bölgede bundan sonra ortaya çıkabilecek aksaklıların önüne geçmek ve bu konuda bölgesel bir politika oluşturmak açısından önem taşımaktadır.
 
MEVCUT DURUM
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün izni ve aynı kurumdan bir temsilcinin katılımı ile Mersin Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Ümit AYDINOĞLU tarafından sözkonusu bölgede sürdürülen arkeolojik yüzey araştırması sırasında, bölgede özellikle Erdemli İlçesine bağlı bazı köylerde yoğun arkeolojik tahribat sürecinin olduğu görülmüştür. 

Hüsametli Köyü 

Tahribatı Bu kapsamda, sürdürülen arkeolojik yüzey araştırması sırasında Hüsametli köyünde Üst Köy olarak anılan mevkide daha önceden varolduğu fotograflarla belgelenen arkeolojik eserlerin yıkılarak, arazinin tarla olarak kullanıma açıldığı tespit edilmiştir. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü temsilcisi Yusuf KIRAÇ ve Araştırma Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ümit AYDINOĞLU tarafından yerinde tutulan bir tutanakla durum Mersin Müzesi'ne bildirilmiş, müzenin girişimiyle de Erdemli İlçe Jandarma Komutanlığı söz konusu alandaki devam etmekte olan çalışmaları müdahale ederek durdurmuştur. 

Ardından, Mersin İl Jandarma Komutanlığı Doğal Hayatı Koruma Tk. Komutanlığı, Mersin İl Jandarma Komutanlığı Çevre Koruma Tim Komutanlığı, Erdemli Kadastro Müdürlüğü, Mersin Müze Müdürlüğü, Mersin Üniversitesi Arkeoloji Bölümü, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Erdemli Orman İşletme Şefliği, Erdemli Jandarma Komutanlığı temsilcilerinin katılımlarıyla yerinde bir durum tespit tutanağı hazırlanarak konu savcılığa sevkedilmiştir.
 
Burada görülen tahribat, bir kule, bir anıt mezar yapısının yanı sıra bir kilise kalıntısının tahrip edilmesi şeklinde olmuştur. Bu alan tarıma açılmak amacıyla bu duruma getirilmiştir ve yakın çevresinde, tarım alanı açmak için iş makinesinin çalışmaları devam etmektedir. Yapılan müdahale ile bu köy ve yakın çevresindeki benzer girişimlerin önü kesilmiş olmaktadır. Ekte Hüsametli Köyünde yaşanan tahribata ait fotograflar bulunmaktadır (bkz. EK:1).
 
Benzer tahribatlara belirtilen bölgedeki diğer köylerde de rastlanmaktadır. Kızkalesi'nin kuzeyinde bulunan Hüseyinler köyü Direktaş mevkinde tarım arazisi açmak için arkeolojik eserlerin tamamen ortadan kaldırılması sonucunda da benzer bir durum ortaya çıkmıştır. Bu alanda bulunan sunaklar, mezar yapıları ve mekanlara ait kalıntılar kaldırılarak tarımsal alan için yer oluşturulmuştur.
 
Dağlık kesimdeki tarımsal faaliyetlerin eski eserleri tahrip etmesinin yanı sıra, sahil kesimindeki yapılaşma ve çadır kampingler de buradaki antik yerleşimlere zarar vermektedir. Kızkalesi'ndeki örnekte, kara kalesinin kuzeyinde bulunan antik tapınağın üzerinde kurulmak istenen çadırlara yer açmak amacıyla tapınağa ait taşların sökülmek istenmesine, Mersin Müze Müdürlüğü engel olmuştur. Bu konuda rapor tutularak işlemler yapılmıştır. Bu şekilde Mersin sahillerindeki yapılaşmanın ve çadır turizminin de denetlenmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
 
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Bölgedeki bu söz konusu tahribat süreci öncelikli bir tehdit olarak algılanmalıdır. Bu sürecin önüne geçebilmek için yapılması gerekenlerle ilgili öneriler iki başlık altında ele alınmalıdır:
 
Yetkili Kurumların Yapması Gerekenler 

•  Bölgede Arkeolojik SİT alanı tespitlerinin hızlandırılması gerekmektedir. Bu kapsamda yetkili kurumlar (Mersin Müzesi, Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu) ve Üniversite işbirliğinde, Mersin Valiliğinin de desteklediği projeler oluşturulmalı ve sistematik çalışmalar başlatılmalıdır. 

•  Bölgede arkeolojik yüzey araştırması sürdüren araştırma ekipleriyle işbirliği yapılarak tespit edilen yerlerin tescili sağlanmalıdır. Bu yönde bir çalışma Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından 2006 yılından itibaren başlatılmıştır. Bu kapsamda, araştırma ekiplerine öncelikli SİT alanı ilan edilmesi gereken alanlar ile ilgili olarak hazırlanan formlar yollanarak tescil çalışmalarının hızlandırılması sağlanmıştır. 

•  Devlet kurumları arasındaki iletişimin arttırılması zorunluluğu vardır. Özellikle, arkeolojik eserlerin bulunduğu arazilerin, Tapu Kadastro Müdürlüğünce zilyedlik yolu ile o bölgede yaşayan insanlara tapulu arazi olarak verilmesi, bölgedeki arkeolojik tahribatın hızlanmasına sebep olmaktadır. Arazi sahibinin, kendisine ait düşüncesiyle tescili olmayan eserleri tahrip etme hakkına sahip olduğunu düşünmesi tahribatı hızlandırmaktadır. Bu sebeple Kadastro müdürlüklerinin, orman arazilerinde olduğu gibi arkeolojik eserin bulunduğu arazilerde de şahıs adına tespit yapmayıp, bu alanları hazine adına tespit etmesi sağlanmalı ve bu durumun kontrolü mutlaka yapılmalıdır ( bkz. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu Madde 11 – Korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanları, sit alanları, zilyedlik yoluyla iktisap edilemez.) 

•  Köy muhtarlarına, arkeolojik eserlerin tahribatının önlenmesine yönelik bir bildirimde bulunulmalıdır. Her nekadar kanunda bu belirtildiyse de, Muhtarlar, tahrip edilen yerler için resmi bir yazı olmamasını bahane göstermektedirler. Bir arkeolojik alan tescil edilmediyse bile, buralarla ilgili yazılacak resmi bir yazı bundan sonra ortaya çıkabilecek tahribatın önüne geçmede önemli bir rol oynayacaktır. Bu sebeple Valilik aracılığı ile köy muhtarlarına yapılacak ve köy sınırları içerisinde yeralan arkeolojik eserlerin korunması zorunluluğunu içeren ve bunun yasal sorumluluğunun muhtarlara ait olduğunu belirten bir bildirimin orta vadede oldukça etkili olacağı düşünülmelidir (bkz. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu Madde 4– Haber Verme Zorunluluğu)
 
Üniversite ve Sivil Toplum Örgütlerinin Yapması Gerekenler 

1. Bölge halkına yönelik projeler uygulanmalıdır. Bu kapsamda arkeolojik eserlerin niçin önemli oldukları, niye korunmaları gerektiği ve bunlarla ilgili yasal sürecin ne olduğu konularında köylerde ve köylerdeki okullarda yapılacak bilgilendirme toplantıları önem taşımaktadır. Ayrıca gidilen köy ve kasabalarda, yakın çevrelerinde bulunan eserlerin ne olduğu hakkında yapılacak görsel anlatımlar ve dağıtılacak yazılı materyalin (broşür vb.), bu eserler hakkında bir bilinç uyandıracağı ve halkın bu eserleri sahiplenmesini sağlanacağı düşünülmelidir. Bu konuda Mersin Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu (MART) ve Arkeoloji bölümü çalışmalar başlatmışlardır. Mersin Valiliği ve bağlı kuruluşlarının (Milli Eğitim Müdürlüğü) destekleri bu çalışmaların sosyal ayağının da en verimli şekilde gerçekleşmesini sağlayacaktır.
 
 
***

YASAL YÜKÜMLÜLÜKLER 

İlgili kişi ve kuruluşların kanunla belirtilen yükümlülükleriyle ilgili bazı konular aşağıda belirtilmiştir:
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu
Kanun Numarası : 2863 

Haber Verme Zorunluluğu
Madde 4 – Taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını bulanlar, malik oldukları veya kullandıkları arazinin içinde kültür ve tabiat varlığı bulunduğunu bilenler veya yeni haberdar olan malik ve zilyetler, bunu en geç üç gün içinde, en yakın müze müdürlüğüne veya köyde muhtara veya diğer yerlerde mülki idare amirlerine bildirmeye mecburdurlar. Bu gibi varlıklar, askeri garnizonlar ve yasak bölgeler içinde bulunursa, usulüne uygun olarak üst komutanlıklara bildirilir.

Böyle bir ihbarı alan muhtar, mülki amir veya bu gibi varlıklardan doğrudan doğruya haberdar olan ilgili makamlar, bunların muhafaza ve güvenlikleri için gerekli tedbirleri alırlar. Muhtar, aynı gün alınan tedbirlerle birlikte durumu en yakın mülki amire; mülki amir ve diğer makamlar ise on gün içinde, yazı ile Kültür ve Turizm Bakanlığına ve en yakın müze müdürlüğüne bildirir. İhbar alan Bakanlık ve müze müdürü bu Kanun hükümlerine göre, en kısa zamanda gerekli işlemleri yapar.

Devlet malı niteliği:
Madde 5 – Devlete, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen veya ileride meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları Devlet malı niteliğindedir. Özel nitelikleri dolayısıyla ayrı statüye tabi tutulan mazbut ve mülhak vakıf malları bu hükmün dışındadır.

İzinsiz müdahale ve kullanma yasağı:
Madde 9 – (Değişik: 14/7/2004-5226/3 md.)
Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşaî ve fizikî müdahale sayılır
Yetki ve yöntem:
Madde 10 – Her kimin mülkiyetinde veya idaresinde olursa olsun, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve bunların her türlü denetimini yapmak veya kamu kurum ve kuruluşları ile belediyeler ve valiliklere yaptırmak, Kültür ve Turizm Bakanlığına aittir.

Hak ve sorumluluk:
Madde 11 – Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının malikleri bu varlıkların bakım ve onarımlarını Kültür ve Turizm Bakanlığının bu Kanun uyarınca bakım ve onarım hususunda vereceği emir ve talimata uygun olarak yerine getirdikleri sürece, bu Kanunun bu konuda maliklere tanıdığı hak ve muafiyetlerden yararlanırlar. Ancak, korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanları, sit alanları, zilyedlik yoluyla iktisap edilemez.



Free Hit Counter