Sayfalar

22 Kasım 2011 Salı

Cilvegözü'ne Giden Yolda, Roma Dönemi Eserleri

Arkeo Sev tarafından eklendi



Reyhanlı’da Cilvegözü Gümrük Kapısı'na giden karayolundaki duble yol çalışmaları sırasında Roma dönemine ait küçük bir sanayi görünümünde olan zeytinyağı işliği ile kaya mezarı ortaya çıkartıldı.


Gerekli iznin verilmesinin ardından arkeolog Funda Yüksel ve arkeolog Ali Çelikel yönetiminde 21 işçi tarafından kazı çalışmalarına başlandı. Yüksel, 18 Temmuz'dan bu yana sürdürdükleri kazı çalışmaları sırasında ilk etapta Roma dönemine ait küçük bir sanayi görünümünde olan mozaik tabanlı bir siloya sahip zeytinyağı işliğini (zeytinyağının işlendiği mekan) ortaya çıkardıklarını söyledi.

Yüksel, devam ettikleri çalışmalar sonunda zeytinyağı işliğine yakın bir mesafede yine aynı döneme ait dörtlü gömüye sahip bir kaya mezarı tespit ettiklerini ifade ederek, mezarda çok sayıda yağ kandilleri, koku şişeleri ile sikkeler bulduklarını kaydetti. Yüksel, kazı çalışmalarına devam ettiklerini vurgulayarak; “Şu ana kadar çıkardığımız tarihi buluntuları Antakya Arkeoloji Müzesi'ne teslim ettik” dedi.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Aysun Çelenk Çakar da, kazı sırasında çıkan tarihi eserlerin verimli Amik Ovası'nın geçmiş medeniyetler tarafından da tercih edildiğini kanıtladığını belirterek, tespit edilen arkeolojik verilerin Hatay'ın kültür mirasına bir yenisini daha eklediğini kaydetti.





Roma Mozaikleri Gün Işığına Çıkarılıyor

Reyhanlı ilçesinde duble yol yapım çalışmaları sırasında bulunan Roma dönemine ait küçük bir sanayi görünümündeki zeytinyağı işliğinin taban mozaiği özenle temizlenerek gün ışığına çıkarılıyor...

Belirli ölçülerde yerinden çıkarılacak Roma mozaiğinin yeni yapılacak müzede sergilenmek üzere özenle Antakya Arkeoloji Müzesi deposuna taşınacağı bildirildi.

Salim Taş - Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde duble yol yapım çalışmaları sırasında bulunan Roma dönemine ait küçük bir sanayi görünümünde olan zeytinyağı işliğinin taban mozaiğinin özenle temizlenerek gün ışığına çıkarıldığı bildirildi.
Antakya Arkeoloji Müzesi Müdürü Melike Nalan Yastı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçen yılın Aralık ayında Reyhanlı ilçesine bağlı Kavalcık köyü yakınındaki duble yol çalışması yapan karayolları ekiplerinin, mozaiklerin ortaya çıktığına dair bilgi vermesi üzerine alanda tespit çalışmaları yaptıklarını anımsattı.
Tarihi kalıntılarla ilgili Kültür ve Turizm Müdürlüğüne bilgi verdiklerini ve ardından tarihi eserlerin kurtarılması amacıyla Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürülüğünden bu konuda gerekli izinlerin istediğini belirten Yastı, ''Alanda kazı yapılması için verilen izinle bu yılın Temmuz ayından itibaren arkeolog Funda Yüksel ve Ali Çelikel yönetiminde 21 işçi tarafından kazı çalışmaları başlatıldı'' dedi.
Yastı, gerçekleştirilen kurtarma kazısı çalışmaları sonucunda, ana zemindeki kayalık alan üzerinde Roma dönemine ait olduğunu düşündükleri küçük bir sanayi görünümünde olan mozaik tabanlı zeytinyağı işliği ve hemen yanında aynı döneme ait dörtlü gömüye sahip kaya mezarı ortaya çıkardıklarını belirtti.

Zeytinyağı işliği ve kaya mezarı kazısının Temmuz'da başladığını ve 3 ay sürdüğünü belirten Yastı, şöyle konuştu:
''İçinde iskeletlerin bulunamadığı kaya mezarlardan, 3'ncü ve 4'ncü yüzyıla tarihlendirebileceğimiz çok sayıda sikkeler, kandiller ve koku şişeleri çıkarıldı. Çıkan bu taşınır kültür varlıkları müzemize getirilerek envantere geçirildi. Kayıt altına alınan tarihi eserlerin bir bölümünün bütünlüğü doğal tahribat sonucu bozulmuş durumda. Zeytinyağı işliğinin zeminindeki Roma mozaiği de temizlenerek gün ışığına çıkarılıyor. Daha sonra belirli ölçülerle ve özel teknikle yerinden çıkarılacak bu mozaik, yeni müzede sergilenmek üzere Antakya Arkeoloji Müzesi deposuna taşınacak.''
Yastı, Hatay'da Müze Müdürlüğü tarafından Erzin İsos Antik Kenti'nde, Reyhanlı Kavalcık köyünde, İskenderun Kurtbağı köyünde ve Antakya'da 3 farklı alanda kurtarma kazılarının sürdüğünü, ayrıca bunların yanı sıra üniversiteler tarafından Reyhanlı ilçesinde Tell Tayinat, Aççana, Dörtyol'da Kinet Höyüğünde kazı çalışmaları yapıldığını kaydetti.




Reyhanlı ilçesinde Cilvegözü Gümrük Kapısı'na giden karayolundaki duble yol çalışmaları sırasında Roma dönemine ait küçük bir sanayi görünümünde olan zeytinyağı işliği ile kaya mezarı ortaya çıkartıldı. 


İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgilere göre, Reyhanlı ilçesine bağlı Kavalcık köyü yakınındaki karayolunda duble yol çalışması yapan karayolları ekipleri, arkeolojik verilere rastlayınca durumu Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne bildirdi. Bunun üzerine harekete geçen yetkililer Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürülüğü'ne yazı yazarak buradaki eserlerin ortaya çıkarılması için izin istedi. 

Gerekli iznin verilmesinin ardından arkeolog Funda Yüksel ve arkeolog Ali Çelikel yönetiminde 21 işçi tarafından kazı çalışmalarına başlandı.

Yüksel, 18 Temmuz'dan bu yana sürdürdükleri kazı çalışmaları sırasında ilk etapta Roma dönemine ait küçük bir sanayi görünümünde olan mozaik tabanlı bir siloya sahip zeytinyağı işliğini (zeytinyağının işlendiği mekan) ortaya çıkardıklarını söyledi. 


Yüksel, devam ettikleri çalışmalar sonunda zeytinyağı işliğine yakın bir mesafede yine aynı döneme ait dörtlü gömüye sahip bir kaya mezarı tespit ettiklerini ifade ederek, mezarda çok sayıda yağ kandilleri, koku şişeleri ile sikkeler bulduklarını kaydetti. 

Yüksel, kazı çalışmalarına devam ettiklerini vurgulayarak, ''Şu ana kadar çıkardığımız tarihi buluntuları Antakya Arkeoloji Müzesi'ne teslim ettik'' dedi. 

İl Kültür ve Turizm Müdürü Aysun Çelenk Çakar da, kazı sırasında çıkan tarihi eserlerin verimli Amik Ovası'nın geçmiş medeniyetler tarafından da tercih edildiğini kanıtladığını belirterek, tespit edilen arkeolojik verilerin Hatay'ın kültür mirasına bir yenisini daha eklediğini kaydetti. 


''5 MEKANDA KAZI ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR'' 


Çakar, Hatay'da Erzin'de İsos, Reyhanlı ilçesinde Tell Tayinat, Kavakçık köyü ve Aççana, Dörtyol'da Kinet Höyüğü olmak üzere 5 mekanda kazı çalışması yapıldığını söyledi. 

Hatay'ın her yöresinden değişik uygarlıklara ait tarihi eserler ortaya çıktığını belirten Çakar, ''Yer darlığından bunları korumakta zorluk çekiyoruz. Maşuklu beldesindeki yeni müzenin tamamlanmasıyla depoda bekletilen 42 bin eseri sergileme olanağı bulacağız'' diye konuştu.



**************

21 Kasım 2011 Pazartesi

Arkeoloji Ve Arkeolojik Kazılar...

21 Kasım 2011 Pazartesi
Arkeo Sev

Arkeoloji, kazı bilimi veya kazıbilim; kazı vb. yöntemlerle ortaya çıkarılan tarihî yapıtları kültürel, sanatsal ve tarihsel yönden inceleyen bir bilimdir. Türkçe'ye yanlış bir şekilde "kazıbilim" olarak çevrilmiş olsa da, kazı arkeolojik araştırma yöntemlerinden sadece bir tanesidir. Arkeoloji asıl olarak insanlığın kültürel geçmişini, kültürlerin değişimini ve birbirleriyle ilişkilerini inceler.
"Arkeoloji" sözcüğü, Yunanca arkheeos (eski) ve logos (bilim) sözcüklerinin birleştirilmesiyle türetilmiş bir sözcüktür ve "eskinin bilimi" anlamını taşır. Türkçe'de ise bu bilim tarihî yapıtların bulunma yöntemine atıfta bulunarak, "kazı bilimi" adını almıştır. Eskiyapıtbilimi de denilebilir.
Arkeoloji kendi içinde birçok farklı bilim dalını barındırmaktadır. 

Bunlar arasında tarihöncesi (prehistorya) arkeolojisi, klasik arkeoloji, protohistorya ve önasya arkeolojisi, mısır arkeolojisi, tevrat arkeolojisi, ortaçağ arkeolojisi sayılabilir. Arkeoloji, yazılı tarihten önce ve sonra yaşamış insanlara ilişkin bilgi edinme olanağı sağlaması açısından özellikle önemlidir. Bu bilim dalının uzmanları olan arkeologlar, araç, eşya ve yapı kalıntılarını inceleyerek, eski insanların nasıl yaşadıklarını anlayabilirler.
Arkeologlar çalışmalarını çoğunlukla eskiden insanların yaşadığı varsayılan yerleşimleri gün yüzüne çıkararak yürütürler. Yıkılan bir kentin üstüne yenisi yapıldığından, eski kentler genellikle toprağın altında kalır ve üst üste kurulan yerleşmelerin mimari (özellikle kerpiç) yıkıntıları zamanla bir tepe oluşturur. Bu tür tepeler Türkiye'de höyük, Yunanistan'da "Magula", Yakındoğu'da "Tell", İran'da "Teppe" olarak adlandırılır.

Ülkemizdeki Alacahöyük,Yalıhüyük ve Çatalhöyük gibi eski yerleşmeler birer höyüktür. Ancak her arkeolojik buluntu yeri bir höyük değildir. İnler, düz yerleşme yerleri, antik kentler de arkeolojinin araştırma alanları arasında yer alır.

Tarihöncesi arkeolojisi yazının ortaya çıkmasından önceki dönemleri inceler. Bu incelemede kazılar çok büyük bir dikkatle yürütülür. Tarihöncesi dönemden günümüze kalan çanak çömlek parçaları, taş araçlar, mimari kalıntılar ya da organik kalıntılar çok önem taşımaktadır.


Tarihler ve Çağlar 

Arkeologların yapması gereken en önemli işlerden biri, ulaştıkları buluntuların hangi dönemden kaldığını saptamaktır. Bu buluntular arasında ele geçen yazılı belgeler, bu iş kolaylaştırır. Ama yazılı bir belge yoksa, örneğin binlerce yıl öncesinden kaldığı tahmin edilen bir eşyanın kesin yapım tarihini bulmak çok zordur. Arkeolojinin eski yerleşmeleri ve buluntuları tarihlendirmede yararlandığı yazılı tarih öncesi dönemleri, ilk kez Danimarkalı bir arkeolog sınıflandırmıştır. Bu yazılı tarih öncesi dönem, Prehistorya ya da Tarihöncesi olarak adlandırılır. İnsanların çok sert bir taş olan çakmak taşından alet ve silah yaptıkları ilk dönem Taş Devri'dir. Alet ve silahların tunçtan yapıldığı bir sonraki döneme Tunç Çağı denmiştir. Demirin kullanılmaya başlandığı son dönem ise Demir Çağı olarak adlandırılır. Çağdaş arkeologlar bu üç çağı da kendi içinde daha kısa süreli dönemlere ayırırlar.

Bir arkeolog ortaya çıkardığı aygıtların hangi çağdan kaldığını saptasa bile, bu aygıtların yapıldıkları tarihe ilişkin bilgi edinmesi her zaman kolay olmaz. Çünkü bir bölgede yaşayan insanlar taştan aygıtlar kullanırken, aynı dönemde başka bir bölgede insanların tunçtan aygıtlar kullandığı bilinmektedir.

İlk Buluntular 
Bir bilim dalı olarak arkeolojinin geçmişi çok eski değildir. Büyük çaplı ilk kazılar 18. yüzyılda, M.S. 79'da patlayan Vezüv Yanardağı'nın püskürttüğü lavların ve küllerin altında kalan eski Pompei ve Herkulaneum kentlerinde yapıldı. Bu kentlerin ortaya çıkarılması, eski Roma kentleri konusunda yeni bilgilere ulaşılmasını da sağladı.

Aynı yüzyılda İngiliz arkeolog John Frere taştan yapılmış aygıtlar ile soyu tükenmiş bazı hayvanların kemiklerini bir arada buldu. Frere, bu aygıtları yapmış olan insanlar ile soyu tükenmiş hayvanların aynı dönemde yaşadıklarını gösterdi. Ama hiç kimse, yeryüzü de on binlerce yıl önce yaşamış insanların olabileceğine inanmak istemedi. Daha sonra bu bilgi bilim adamlarınca da doğrulandı.
Eski Mısır yazısı olan hiyeroglifin 1822'de arkeologlar ve yazı uzmanları tarafından çözülmesi, arkeoloji için bir dönüm noktası oldu. Hiyeroglifin çözülmesinde kilit rol oynayan Rosetta Taşı’nda aynı sözcükler hem hiyeroglif, hem de Eski Yunan yazısı ve başka bir tür Mısır yazısıyla yinelenmişti. Bu gelişme, çok sayıda arkeologun Mısır'a ilgi göstermesine yol açtı. Yapılan kazılarla Eski Mısır’daki yaşama ilişkin yeni bilgilere ulaşıldı. Arkeolojinin en önemli buluşlarından olan Rosetta Taşı, günümüzde Londra'da British Müzesi'nde sergilenmektedir.


Ortadoğu'daki Buluntular  

Arkeolojinin en zengin kaynakları Ortadoğu'da bulunmaktadır.


Truva ve Girit 
Eski Yunan şairi Homeros şiirlerinden birinde, 10 yıllık bir kuşatmadan sonra ele geçirilen Troya kentinin öyküsünü anlatır. Ama bu kentin nerede olduğu kesin olarak bilinmiyordu. Troya’nın gerçek yerini 1871'de Alman arkeolog Heinrich Schliemann saptadı. Schliemann, kazılarda ortaya çıkardığı buluntuları gizlice yurtdışına kaçırmasına karşın Osmanlı hükümetinden 1876'da yeniden kazı izni aldı ve Wilhelm Dörpfeld ile birlikte Troya’daki kazıları sürdürdü. Eski krallıklara ilişkin bir başka önemli kazının yapıldığı yer Akdeniz'deki Girit Adası'ydı. Arkeolog Sir Arthur Evans, 1900'da Knossos'ta yaptığı kazılarda eski Girit krallarının yaşadığı büyük bir sarayı ortaya çıkardı. O tarihe kadar yalnızca Yunan mitolojisinin bir kahramanı sanılan Minos'un gerçek bir kral olduğu anlaşıldı. Bulunan sarayın duvarları, boğa güreşlerinin, çiçeklerin ve hayvanların sanki 3.000 yıl önce değil de, bir gün önce yapılmış gibi duran parlak renkli resimleriyle bezenmişti.


Su Altındaki Kalıntılar 

Toprak altındaki eski kentler, binlerce yıl dayanmış ve kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Su da toprak gibi Tarih öncesi’nde yaşamış olan insanların evlerini ve eşyalarını zamana karşı korumuştur. Bundan dolayı suyun altında da arkeoloji için pek çok zengin malzeme bulunmaktadır. Arkeolojinin su altındaki kalıntılarını incelen dalı sualtı arkeolojisi olarak adlandırılır. 1854'te, İsviçre'nin Zürich kentindeki gölün suları çok azalınca, dibindeki eski ev kalıntıları ortaya çıktı. Arkeologlar evlerin bulundukları katmanları inceleyerek yapıldıkları dönemleri saptadılar. Bulunan tahta aygıtlar, keçeler, sepetler ve hatta elma, armut ve ekmek artıkları o insanların günlük yaşamlarına ilişkin önemli bilgiler sağladı. Türkiye'de de Bodrum ve Antalya yöresinde su altı çalışmaları yapılmış ve çok sayıda buluntu ortaya çıkarılmıştır ki bunlar Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.

Günümüzde Arkeoloji  

Eskiden zengin hazineler, saraylar ve tapınaklar bulma umuduyla kazı yapılırdı. Sıradan insanların yaşadıkları yerler definecileri ilgilendirmiyordu. Oysa arkeologlar geçmişi iyi anlayabilmenin yolunun, bulunabilen her şeyi incelemekten geçtiğini bilirler. Arkeologlar buluntuları incelerken, o topluluğun ekonomisini, değişik işleri ve görevleri olan insanlar arasındaki ilişkileri ve dinsel inanışlarını da araştırıyorlar. Yetiştirdikleri bitkilere ve hayvanlara bakarak insanların çevrelerini nasıl değiştirdiklerini, kendilerinin de çevreden nasıl etkilendiğini anlamaya çalışıyorlar.

Ortadoğu'da bazı arkeologlar çöllerde araştırmalar yaparak, kentlerin henüz kurulmadığı ve uygarlıkların yerleşmediği dönemlerdeki göçebe topluluklara ilişkin bilgi edinmeye çalışıyorlar. Çok kısa bir süre öncesine kadar kitaplarda, elyazmalarında ve iyi korunmuş yapılarda ortaçağa ilişkin yeterince bilgi bulunduğu sanılıyordu. Yakın tarihlerde bu alanda da yepyeni gelişmeler oldu. Birçok araştırmacı son 200 yılda yapılmış kanalları, demiryollarını, fabrikaları konu alan sanayi arkeolojisi alanında çalışıyor. Günümüzde kısaca, geçmişe ilişkin her şey arkeolojinin kapsamına girmektedir.

Alan Araştırması  

Havadan çekilen fotoğraflar arkeologların çalışmalarına büyük katkı sağlamaktadır. Bu fotoğraflar, araştırılacak alanı yere serilmiş bir harita gibi gösterir. Örneğin, birbirine bağlı kısa, düzenli yollar ya da setler Roma dönemini işaret eder. Güneş ışınlarının eğik olduğu saatlerde çekilmiş fotoğraflarda görülen hafif tümsekler ve çukurlar ise buralarda eski yerleşmelerin izlerini gösterir. Bunlar hisar, hendek ve yapı kalıntıları olabilir.

Yılın belli zamanlarında çimenlerin ya da ekinlerin renginde ve boyunda gözlenen bazı değişiklikler de arkeologlara önemli ipuçları verir. Örneğin, bir tarlanın genelinde tahıllar yeşilken bir bölümü kısa zamanda olgunlaşıp sararmış olması, o toprağın altında taştan dayanakların bulunduğunu gösterir. Eğer tarlanın altında doldurulmuş çukurlar ya da hendekler varsa, buralarda su birikeceği için, ekili ürünün olgunlaşması gecikir. Bu yerler fotoğraflarda yeşil çizgiler ya da noktalar olarak göze çarpar. Bu tür belirtilerden birçok eski yerleşme yeri saptanmış ve gün ışığına çıkartılmıştır.

Toprak altında kalmış çanak çömlek ocakları, pişmiş kilde bulunan magnetik güçten dolayı, duyarlı magnetometrelerle (magnetik güç ölçme aleti) saptanabilir. Bir zamanlar canlıların yaşamış olduğu ve organik maddelerin bulunduğu yerlerde de, çevrelerine göre daha çok magnetizma vardır. Arkeologlar magnetometreyle çanak çömlek ya da çini gibi eşyaların bulunduğu ve insanların yaşadığı yerleri kolayca saptayabilirler.

Alan araştırmasında kullanılan bir başka yöntem de, topraktaki direncin elektrikle ölçülmesidir. İçi nemli toprakla dolu bir hendek daha az, taş duvarlar ya da sert zeminler daha çok direnç gösterir.
Ekili tarlalarda toprak sürülürken ortaya çıkmış bir çömlek ya da çini parçası ile tümsek ya da çukurlar, bir arkeologun buradaki eski kalıntıları bulmasına yardımcı olur. Ayrıca, eski haritalardan, belgelerden, yer adlarından ve yerel geleneklerden de yeni ipuçları çıkarılabilir ve dünya da pek çok yerleşme kalıntısı bu yolla bulunmuştur.

Kazı Nasıl Yapılır? 



Herkulaneum kentinden mozaik detayları



Bir kazı alanı.


Çağdaş kazıların nasıl yürütüldüğünü daha iyi anlayabilmek için, Roma dönemi bir evin yapılış öyküsünü örnek almak iyi bir yol olabilir. Çünkü arkeologlar günümüzde Roma dönemi bir evi ortaya çıkarmak üzere kazıya başladığında, bu öyküyü sondan başa doğru yeniden kurmaktadır. Roma dönemin yapı ustası, bir evi yapmaya giriştiğinde önce toprağı temizler, ardından temel çukurlarını kazar. Sonra, mozaiklerle resimler ya da motifler yaparak zemini döşer. Duvarları örüp üstünü bir çatıyla kapatır.
Ev artık oturulacak hale gelmiştir ve insanlar gelip yerleşirler. Ustanın cebinden düşen bir metal para evin temelinde kalabilir. Evde yaşayanlar bazı küçük eşyalarını evde yitirebilir. Kırılan çanak çömlek parçaları çöp çukuruna atılır. Böylece evde yaşayanların öteberileri kıyıda köşede kalabilir. Arkeolojide bu süreç yerleşme dönemi olarak adlandırılır. Daha sonra bir savaştan dolayı insanlar yaşardığı evi terk etmek zorunda kalabilir, ev bir depremde çökebilir. Artık içinde insanın yaşamadığı evin zamanla tamamen çöker; ahşap kısımları çürür, duvarlar yıkılır. Aradan uzun yıllar geçince de ev bütünüyle toprağın altında kalır. Aradan yüzyıllar geçince üzerindeki toprak dümdüz olur. Burası ekili bir alan haline gelebilir ya da üzerine yine bir ev yapılabilir.

Arkeologlar önce toprak altında böyle bir evin varlığını saptar. Kazı alanının tümünü ya da çevresini ince çelik çubuklarla çevirir. Bu, kazı boyunca yapılacak ölçümlerin doğruluğu, çıkarılacak plan ve sonuçların güvenilirliği için gereklidir. Artık sıra, çatıdan temele doğru bütün tabakaları tek tek özenle kaldırmaya gelmiştir.

İlk tabakaya ulaşıncaya değin kazı makineleri kullanılabilir. Ama ilk tabaka kaldırılınca, artık kazıda yalnızca sivri uçlu mala, kürek ve kova kullanılır. Kazı sırasında ortaya çıkarılan duvarlar, ocaklar, fırınlar ve insan yapımı öbür yapılar örselenmeden birbirinden ayrılır. Arkeologlar bütün bunları inceler ve ayrıntılı notlar tutar. Ele geçen eşyalar tek tek özenle temizlenir ve bulundukları tabakayı belirtecek biçimde numaralanır. Eşyaların üzerinde o dönemin hükümdarının resimleri varsa, bu eşyanın yapılış tarihini saptamayı kolaylaştırır. Ama buluntular daha eski dönemlerden kalmış, yazısız ve resimsiz de olabilir. Ayrıca başka döneme ait eşya o tabakadaki eşyayla karışmış olabilir. Böyle durumlarda kesin tarihlendirme yapılırken, bir üst tabakaya hiç dokunulmamış olması gerekir.

Kazıyı yapan kişi, bu evin yapıldığı, değiştirildiği ya da yıkılmaya bırakıldığı tarihleri saptar. Ayrıca evde yaşamış olanların ne gibi özellikleri olduğunu ve yaşam biçimlerini ortaya çıkarabilir. Örneğin bir çiftlik eviyse, çevresinde tarlalar, otlaklar ve korular bulunacağını bilir. Buradaki bitki, tohum, polen ve tahıl kalıntıları, çevrenin o zamanki bitki örtüsünü gösterir. Hayvan kemikleri, burada yaşamış insanların yedikleri etin cinsini anlamamızı sağlar. Kullandıkları araç gereçler insanların günlük yaşamları hakkında bilgi verir.
Kentlerde kazı çalışmaları, açık alanlardaki kazılardan daha zor ve karmaşıktır. İnsanların yüzyıllardır yaşamakta oldukları kentlerde kazılar yıllarca sürebilir. Öte yandan bir kalıntının varlığı saptansa bile, bu mevcut yapıların ya da sokakların altında bulunacağından kazı yapma olanağı da yoktur. Bu gibi nedenlerden dolayı büyük kentlerde daha az kazı yapılmaktadır. Yapıların ortaya çıkarılmasında kullanılan yöntemler, Roma yolları, kanallar, surlar gibi öteki alanlarda yapılan arkeolojik kazılarda kullanılmaz. Bu tür kazılarda birbiri üzerine binen bütün katmanların görülebileceği bir kesit elde edilmeye çalışılır.
Bilimsel Yöntemler
Arkeolojide günümüzde tarihlendirmede çeşitli bilimsel yöntemler kullanılmaktadır. Bunlardan biri olan radyokarbonla tarihlendirme yönteminin bulunması, arkeolojide büyük bir gelişme sağladı. Bu yöntemle odunun, kömürün ve eski yerleşim bölgelerinde bulunan kemiklerin yaşlarını saptamak olanaklı hale geldi. Her canlıda karbon bulunur ve bunun neredeyse tamamı karbon-12'dir. Belli bir oranda da radyoaktif ve "ağır" olan karbon-14 vardır. Örneğin bir ağaç kesilince, artık yeni karbon-14 atomları alamaz ve var olan radyoaktif karbon atomları da belli bir hızla yok olmaya başlar. Böylece yaklaşık 5.500 yıl sonra bu atomların yarısı karbon-12 atomlarına dönüşür. Radyoaktif karbonun karbon-12'ye oranı ölçülerek, canlının ne kadar zaman önce öldüğü saptanabilmektedir. Ne var ki bu yöntem, tarihi belli olan Mısır buluntularına uygulandığında, saptanan tarihlerin çok kesin olmadığı anlaşılmıştır.
Bir başka tarihlendirme yöntemi de ısıyla ışıldamadır (ısıl ışıldama). Bu yöntem yalnızca pişmiş kile uygulanabilmektedir. Kilde radyoaktif atomlar içeren elementler vardır. Kil pişirilmeden önce bunlar çevrelerine ışık biçiminde parçacıklar saçarlar. Pişme işleminin sonunda, atomların saçtığı bu parçacıklar kristalleşmiş yapının içinde hapsolur. Isıyla ışıldama yönteminde çömlekten alınan bir örnek, parçaların yeniden serbest kalacağı noktaya kadar ısıtılır. Bu parçacıklar ışık biçiminde (ışıldayarak) açığa çıktıkları için fotometre aygıtıyla ölçülür. Çömlek ne kadar çok ışık verirse, o kadar eskidir.
Bir ağacın yaşının, gövdesindeki yıllık büyüme halkalarına göre saptanmasına dendrokronoloji denir. Ağaç gövdesinin kesitinde iç içe ince ve kalın halkalar görülür. Havaların iyi gittiği yıllarda ağaç daha çabuk büyüyeceğinden halkaların kalınlığı artar. Bu yöntemle ağacın yaşadığı dönemdeki iklim koşulları bile anlaşılabilir. Bir çam türünün 4.000 yıl önceki ve günümüzde yaşamakta olan örnekleri bu yöntemle karşılaştırılmıştır.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Arkeoloji












Mersin-Mezitli ilçesi Kuyuluk yolu üzerinde temel kazısı sırasında ortaya çıkan  Kaya Mezarlar....





******

Free Hit Counter